Tutkunun Peşinde Geçen Bir Hayat

Küçük Yaşlarda Fark Ettiği Müzik Tutkusunun Ardından Aldığı Eğitim İle Hayatında Farklı Dünyaların Kapılarını Aralayan Söz Yazarı, Besteci, Şarkıcı Ayla Çelik Tüm Doğallığıyla Sorularımızı Yanıtladı.

YILLARDIR ünlü isimlerden kulak aşınası olduğumuz ve çoğu zaman farkında olmadan ezberlediğimiz Ayla Çelik parçalarının artan gücünün nereden geldiğini, ‘Türkan’ ve  ‘Bağdat’ parçalarının doğum hikayelerini ve fazlasını Çelik’in şiirsel anlatımından dinledik.

Müziğe olan ilginizi ne zaman fark ettiniz?

Hayatım boyunca başka bir şey istemedim. Sadece müzik vardı. Öyle gelişti. Liseyi Edirne Kız Öğretmen Lisesi’nde okudum. Sonrasında iki yıl opera eğitimi aldım. Daha sonra da Teknik Üniversite Devlet Konservatuarına geçtim.

Yetenek sınavı ile değil mi?

Tabii, sınava girdiğimde saat 22.00, 22.30 civarıydı. İnanılmaz, o zaman bir de pop müzik patlamış! Bizim okuldan, çıkan bir sürü ünlü var. Ben 96’da girdim okula. Zor bir sınavdı ama çok şükür…

Şarkı söylemeyi mi, şiir yazmayı mı severdiniz?

Her şey daha sonra oldu hayatımda. Hiç şiir yazmamıştım, beste de yapmamıştım ama yapabilirim gibi geliyordu. Hayat bir şekilde seni itiyor. Bir anda içinde buluyorsun kendini. Bir tane melodi yakalıyorsun, bir söz, bir söz, bir söz… O seni götürüyor bir yerlere.  İçinden de çıkmadığın, asıldığın, peşine düştüğün zaman bir aşkla…

Siz aşk kadını mısınız?

Aşk kadınıyım doğru. ‘Benim Adım Aşk’. Sonra ünlü isimler… Melih Kibar mesela size dokunmuş öyle değil mi? Melih Bey benim ikinci konservatuarım. Bestecilik kariyerimde bence en etkili insan, en etkili olay o. Bir numara Melih Kibar, iki numara Adnan Ergil.

Hangi aşamalardan bu olgun döneme geçtiniz? Kendinizi nasıl buldunuz?

Çok, çok zor geçtim o döneme. Melih Kibar’a ilk gittiğimde konservatuarda okuyordum. 1000 kere aradıktan sonra filan, “Benden ne istiyorsun?” dedi. Vallahi, bilmiyorum dedim. Çünkü ne isteyeceğimi de bilmiyorum. Sadece, ‘okula girdim, okuyorum. Bunların içinde olmak istiyorum. Ama yol yordam bilmiyorum. Ne, nasıl yapılır bilmiyorum; hayatımda stüdyoya girmedim, bu işler nasıl oluyor? Yani içinde olmak istiyorum. Bana yol göster. Seni seçtim’ dedim. Gerçekten, aynen böyle oldu. Baktı, baktı, baktı… Şehir Tiyatroları’nda bir oyunun müziğine başlamış o da. “Gel, orada asistanım ol. Hem de çocukları çalıştırırsın, oyuncuları” dedi. Büyük bir enerji… Okulum Maçka’da, stüdyo Etiler’de, evim Erenköy’de.

İnanılmaz bir hayatım vardı, böyle zikzak çiziyordum. Reklam cingılları okuyayım, stüdyo tecrübem olsun diye stüdyoya girdim. İlk gün beni stüdyodan attı. “Anlamamışsın bu işi. Sen şarkı söylüyorsun. Bu reklam, burada ürünü anlatacaksın, ürün konuşacak. Kadının güzel söylemesini istemiyoruz. Sen buna bir vakıf ol öyle gel,” dedi. Okuma odasından çıktım. Aradan zaman geçti bir daha girdim başka bir projede. Bir daha, bir daha derken, bu işler oldu. Türkan’ın sözlerini yazarken, Türkan Şoray’ın bir filmini mi izliyordunuz? Berbat bir dönemim, bir sürü işler çevirmişim ama kuyruk dik! Telefonla yaşıyorum ama çalarsa da açmayacağım. Çalsın diye bekliyorum, fakat çalsa da fark etmez, açmayacağım. Böyle pijama terlik, Türk filmi… Evde ‘Türkan’ı yazarken bir yandan kahkahalarla gülüyor, bir yandan da izliyor ve gülüyorum. İzlerken tam öpecek gibi oluyor, ben de onunla beraber eğiliyorum, sonra öptürmüyor ki bu kadın diyorum. Ona da, kendi tepkime de gülüyorum. Şarkı sözlerini karaladıktan sonra Gökhan Tepe’ye götürdüm, hadi gel, hadi  bak çok güzel olacak, üç, beş, o gece çıktı zaten.

Türkan parçasını siz neden seslendirmediniz?

‘Lavanta’ adlı albümüm yeni çıkmıştı. Ben benim olanı biliyorum, bu benim diye ayırıyorum otomatik olarak. O benim değildi.

Parçaları kişiye göre mi seçiyorsunuz?

Çoğunlukla. Bir şarkı yaptığımda bunu kim söyler diye düşünüyorum. Birinin sesinden geliyor o bana. Onun sesinden duymaya çalışıyorum, genelde tahmin edebiliyorum.

İyi bir gözlemci misiniz, iyi bir dinleyici misiniz?

Çok iyi bir gözlemci olduğumu söyleyebilirim. İyi de bir dinleyiciyim.

Neler size ilham veriyor?

Samimiyet, gerçeklik, doğallık… Ben gerçekten çok ilham alıyorum. Gerçek duygulardan, gerçek gönüllerden. Kötü de olsa, iyi de olsa, gerçek ve samimi şeylerden ilham alıyorum.

Ödülleriniz var mı?

Altın Kelebek, Türkiye Müzik Ödüllerim var. Türkan ile de Yılın Şarkısı Ödülü.

Üretken olmak nasıl bir duygu?

Çok muhteşem! Gerçekten Tanrı’nın bir lütfu. Bir şey çıkıyor ortaya mesela, o güzelliği  anlatamam. Yüzüm değişiyor. Bir de her şey içime sindiyse ve ben yazdıklarımı beğendiysem, gözlerim parlıyor. O kadar güzel bir duygu.

O anları daha çok kim ile paylaşırsınız?

Acil, o anda kimi arayabiliyorsam. O an acilen birine dinletmem gerekiyor. Hemen paylaşmak istiyorum. Saklayan, ketum biri değilim. Beraber çalıştığım, paylaştığım, bir şeyler yapmaktan keyif aldığım kişiler; Gökhan Tepe, Erhan Bayrak. Çok uzun zaman Orhan Sancak ile çalıştık. Ama dinletmek için birkaç kişi var. Beyazıt Öztürk mesela. Metin Arolat çok eski arkadaşım, kıymetlim.

Beyazıt Öztürk ile ortak bir çalışma yapma fikri nasıl oluştu?

Beyazıt Öztürk’e aşinalığım herkes gibi. Samimiyetiyle, r’leri söyleyememesiyle, gülüşüyle, esprileriyle Türkiye’nin sevgilisi oldu. Beyazıt zaten bir şey yapmak istiyordu benimle. Bu  ‘Bağdat’ oldu. Dinlediğinde, bunun içinde olmak istiyorum dedi. Seve seve tabii…

‘Bağdat’ parçanız nasıl doğdu? Evde miydiniz yine?

Bir anda! Evde sabah çalışıyorum. Benim bir pufum var. ‘Yine seni sevmekten başka…’ diye direkt girdim. Beyazıt ile konuşuyorduk. Birçok şarkının demolarını biliyordu. Ancak Bağdat’ı daha sonra yapmıştım. Ayla’cığım, bittiği zaman bize bir programa gel, diyordu. “Bir tek endişem var. O kadar tatlı bir sesin var ki, ama bu dijital ortamlarda o tını gidecek. Ne olur dikkat et, ona özen göster,” dedi. Çok özen gösteriyorum aslında. Sen hiç bitmişken dinlemedin. Sana atayım, bir iki tanesini dinle, değerlendir dedim. İçlerinden  biri Bağdat’tı. Bir saat sonra aradı ve “Ayla, ben kendime gelemiyorum bu nedir? Muhteşem bir şarkı olmuş. Bunun içinde olmak istiyorum. Beraber bir şey yapalım,” dedi. ‘Şeref duyarım’ dedim. Doğal olmayan hiçbir şey yok aslında. Her şey organik. Sizi televizyonda düet yaparken izledim. Çok uyumlusunuz. Sadece birbirimizi sevdiğimiz için birlikteyiz. Bundan daha güzel ne olabilir? İki iyi arkadaşın birbirleriyle bir şey yapması… Doğal olarak insanlara geçti bu enerji.

Evde olmayı seviyor musunuz?

Ev kuşuyum ben. Çok klasik bir Türk kızıyım. sabah kalkar, duş alırım. Çayı koyarım. Mutlaka kahvaltı yaparım. Sonra da evde çalışırım.

Kütahya Porselen ürünlerini kullanıyor musunuz?

Tabii ki kullanıyorum. Erkan Bey bana bir tane fincan takımı göndermiş, eve hediye. Gerçekten fincan takımım yoktu, kırılmıştı. Bayıldım fincan takımıma! Çok da güzel yemek yaparım bu arada. Yemek pişmeyen bir ev, mutsuz bir evdir bence. Yemek pişmiyor ise o eve insan girmiyor demektir. Benim kahvaltılarım çok meşhurdur. Evimde konuk ağırlamayı çok severim. Benim için evin dekorasyonundan ziyade, huzur önemli. Huzurlu bir ev olmalı, mutlaka güneş almalı. İçeriye giren rahat etmeli.

No Comments Yet

Comments are closed