Duyguların Melodisi Serdar Ortaç

Kendini aramanın özgür yolcusu Sanatçı Serdar Ortaç’ın herkese nasip olmayan yeteneklerini yakalama serüvenine ve disiplin, çalışkanlık, teknoloji üçgenindeki enerjinin müziğiyle dinleyenlere ulaşmasının öyküsüne eşlik ediyoruz.

Müziğe ilginiz olduğunu ne zaman anladınız?

Aslında şarkıcılıkla pek alakam yoktu diyebilirim. Çocukken şarkı söylemekten hoşlanırdım, insanlar da bana “sesin çok güzel” derlerdi ama ben pek önemsemezdim. Babamın torna atölyesi vardı. Bir süre sonra işleri büyüterek bir fabrika açmıştı ve benim de onunla beraber çalışmamı istiyordu. Hatta bu sebeple, Haydarpaşa Teknik Lisesi Torna Tesviye bölümünde okudum. Ama bu işi kesinlikle yapmak istemiyordum. Bu yüzden de Bilkent Üniversitesi’nde Amerikan Filolojisi okumak istiyorum diyerek Ankara’ya kaçtım. O kalın mitoloji kitabını görünce de kesinlikle benlik olmadığını anladım ve oradan da ayrılarak tekrar İstanbul’a döndüm. 23 yaşına kadar benim için doğru olanın ne olduğunu arayarak geçti zamanım. Bir gün oyun oynamak için Commodore 64 bilgisayarlar aldım ve o arada şans eseri bir müzik programı  karşıma çıktı. Programı öğrenmek için kurcalamaya başladığımda bir baktım ki kendi melodilerimi yaratmaya başlamışım. Bu durum zamanla daha çok hoşuma gitmeye başladı ve devam ettim. Bir süre sonra iyice ilerlettim ve beste yapmaya başladım. Ardından da stüdyo stüdyo gezip, yaptığım besteleri satmaya başladım. Müzik aletleri satın alıp onları da çalmayı öğreniyordum hiç ders almadan. Ve bir süre sonra kendi kendime darbuka, kanun, cümbüş, piyano çalmayı öğrendim.

Ailenizde veya çevrenizde müzik ile ilgilenen kişiler var mıydı?

Annem ve babam birbirlerine şiir yazarlardı ben küçükken. Annemin ilgisi vardır müziğe.

Müziğe ilginiz ve yeteneğiniz olduğunu anladığınız zaman bu konuda eğitim aldınız mı?

Herhangi bir konservatuar eğitimi almadım ama kendimi geliştirmek için sürekli araştırdım, öğrendim ve daha iyisini yapmak adına hep çalıştım.

Başarılı müzik hayatınızı başlatan kıvılcım ne oldu?

Özel radyoların açıldığı dönemde, hem konuşmayı sevdiğim için, hem de hızlı ve mantıklı konuşabildiğim için, radyolara yöneldim. Yaklaşık iki sene radyo programları yaptım. Bir gün kendi programımda “Karabiberim” şarkımı mırıldandığımı duyan o dönemin başarılı plak şirketlerinden Raks’ın yapımcısı, bir anda stüdyoya geldi ve çok kısa bir süre sonra da 1994 senesinde, “Aşk İçin” adlı ilk albümüm piyasaya çıktı.

Uzun yıllar radyo programcılığı ve DJ’lik yaptınız… Geniş kitlelere ulaşabilme başarınızda bunun payı var mı sizce?

Tabii ki var. Hatta ben çok büyük bir payı olduğunu düşünüyorum.

Konser mi, özel mekan mı, hangi ortamda müzik yapmaktan daha çok hoşlanırsınız?

No Comments Yet

Comments are closed