NG Dergi - Sayı 64

36 YAŞAM / SANAT üzerinden ilerlemez. Belirli bir aşamadan sonra eser, kendi iç mantığını kurar ve sanatçının kontrolünden kısmen bağımsızlaşır. Bazı işler çok katmanlı anlatılar geliştirirken, bazıları daha sade ama doğrudan bir etki yaratır. Bu fark, anlatılmak istenen toplumsal meselenin niteliğiyle ilişkilidir. Kimi portreler bireysel bir yüzün arkasında kolektif hafızayı, sınıfsal konumları ve tarihsel yükleri taşır. Kimi zaman ise sembolik ya da kaligrafik bir dil, sözel anlatımın yetersiz kaldığı toplumsal duyguları daha güçlü biçimde ifade eder. Bu noktada biçim, anlamın taşıyıcısıdır. Estetik tercih, etik ve toplumsal sorumluluktan bağımsız değildir. Bugün geriye dönüp baktığınızda, sizi sanatçı olarak en çok dönüştüren proje ya da dönem hangisiydi? Sanatsal üretimimi tek bir tema ya da seri üzerinden tanımlamak indirgemeci olur. Ancak Anadolu’nun Tanrıları ve Kralları serisi, tarih, iktidar ve kimlik ilişkilerinin yoğun biçimde sorgulandığı bir dönemi temsil eder. Bu seride ortaya çıkan sultan portreleri, geçmişin figürlerini yeniden üretmenin yanı sıra günümüz iktidar tahayyüllerini, merkez - çevre ilişkilerini ve meşruiyet biçimlerini sorgulamak için de kurgulandı. Tarih burada nostaljik bir anlatı olmanın ötesinde, bugünü anlamaya yönelik eleştirel bir araç. 1999 ve 2005 yıllarında Ayasofya’da gerçekleştirilen sergiler ise mekanın taşıdığı çok katmanlı tarihsel ve dinsel hafıza nedeniyle, üretim sürecimde önemli bir düşünsel kırılma yarattı. Bu sergiler, mekanın sergileme alanı olmakla kalmayıp aktif bir anlam üreticisi olduğunu da açıkça gösterdi. Sanat dünyasında hız ve görünürlüğün her şeyin önüne geçtiği bir dönemdeyiz. Siz, bu yüksek üretim temposu ile eserlerinizin düşünsel ve tarihsel derinliği arasındaki dengeyi nasıl koruyorsunuz? Günümüz toplumu, hız ve tüketim ekseninde örgütlenmiş bir zaman rejimi içinde yaşıyor. Sanat da bu rejimden bağımsız değil. Sanatsal üretim ve dolaşım, çoğu zaman hızlı tüketilen imgeler üzerinden şekillenir ve derinlik, “Şehir sadece fiziksel bir alan değil; sokakları, mimarisi ve insan ilişkileriyle toplumsal hafızanın somutlaştığı bir sahnedir.”

RkJQdWJsaXNoZXIy NzI1MDQ=