NG Dergi - Sayı 52
TEMMUZ-AĞUSTOS-EYLÜL 2020 / 47 ülkeye gittim. Onun için öyle bir elçilik durumu da oldu. Bu işlerin Türkiye’de bu noktada yapılıyor olması ve onları göstermek bizim için gerçekten keyif vericiydi. Türk moda tarihine geçmiş olmanız nasıl oldu? Öyle bir durum var çünkü Türkiye’yi temsil eden ilk couture tasarımcı olarak ismim geçer. Yurt dışına ilk gittiğimizde basından gelen birçok kişi kıyafetleri yakından görüp bilgi alırlarken, inanamamışlardı. Türkiye’de kadınlar böyle şeyler mi giyiyorlar diyen birini çok net hatırlıyorum. 2004 yılında fikirleri yoktu. Modern bir ülke burası her şey giyiyoruz, uzunu da var, kısası da var. Çok güzel bir koleksiyondu, çok beğenilmişti. Sizin tarzınız hem çağdaş, hem feminen. Koleksiyonlarınıza kültürümüzü nasıl aktarıyorsunuz? Ben koleksiyonlarda kendi kültürümüzü kullanmayı çok seviyorum. Çünkü unique olabilmemiz için kendi kültürümüz ile beraber, ortada olmamız gerektiğini düşünüyorum. O zaman farklı oluyorsunuz. Çok da zengin bir kültürümüz var ki bu büyük bir hazine. Birçok şeyi farklı şekillerde kullanmanız mümkün. Zaman zaman onun dışında koleksiyonlar da yapıyorum. Ruh halim, yapmak istediğim, göstermek istediğim koleksiyon ne tarzda ise esinlenmeler de onun ile ilgili oluyor. NTV’deki televizyon programınızda Türkiye’nin, ulusumuzun, kültürel değerlerini keşfiniz çok etkileyici. Bu keşiflerin size katkısı nasıl oluyor? Bizim kültürümüzde kullanılmış kalıplar, kulplar, desenler, Osmanlı tarihinde giyilmiş, kullanılmış eserler ilhamım oldu. Ama zaman içerisinde belli bir noktaya geliyor ve şöyle bir şey yaşıyor insan. Bir tasarımcı olarak kendim için, ülkem için, yeni tasarımcılar için, bugün için ve Türkiye tekstili için ne yapabilirim diye düşünmeye başlıyorsunuz. Bunlarla ilgili ne yapabilirim diye düşündüğüm bir dönemde NTV’den bu teklifin gelmesi beni çok mutlu etti. Böyle bir şey yapmak istiyordum ama tek başına bunları araştırmaya başladığınızda çok zaman alan bir durum oluyor. Dolayısıyla onlarla böyle bir şeyi yapmak çok daha keyifli oldu. Sponsor Halkbankası, güzel bir ekip çalışması yaptık. Kendimi bir vazife yapıyormuşum gibi hissettim ve bu nedenle büyük keyif ile kabul ettim. El sanatlarında çok değer olduğunu düşünüyorum. Yok olmaması için kültürümüze, el işçiliklerine sahip çıkmamız gerekiyor. Orada daha etnik kullanılıyor, günümüz kullanım alanından çıkmışlar. Bir kısmı demode olmuş. Dönem değişip zevkler, moda anlayışları değiştikçe bunlar yok olmuş. Onları tekrar moda anlayışı içinde sunmak, bugün kullanılabilir hale getirmek çok büyük keyif. Siz dünya markasısınız, yurt dışında da Dilek Hanif markası altında birçok mağazada koleksiyonlarınız satılıyor. Bu konuda neler söylemek istersiniz? Biz hazır giyim koleksiyonunu Paris’e götürüyor, sergiliyoruz. Couture’de ise dünyanın her yerinden müşterimiz randevusunu alıp, geliyor. Ortadoğu’dan da müşterimiz var, Avrupa’dan Londra’dan da gelen oluyor. Avrupalılar bu tarz kıyafetlere çok meraklı değiller. Amerika, Ortadoğu, Uzakdoğu kadınının daha çok lüks anlayışı var. Dolayısıyla o tarz bir müşteri grubumuz var ama hazır giyim, global bir marka olmak için gerekliydi. İşte onun için yaptık. Hazır giyimi fuarlara götürüyor, siparişleri alıyor, hazırlıyor ve yurt dışına gönderiyoruz. O vesileyle de bizim ürün gamına uygun birçok mağazada satışımız yapılıyor. Eklemek istedikleriniz, ileriye dönük projeleriniz nelerdir? NTV’de yaptığım program ile ilgili bir gelişme oldu. Burada kumaşları keşfettikçe, buldukça, ufkum genişledi, bana da katkısı oldu. Şöyle bir projem var. Pandemi döneminden sonra Türkiye’de üretilmiş bu kumaşlarla özel bir koleksiyon yapmak istiyorum.
Made with FlippingBook
RkJQdWJsaXNoZXIy NzI1MDQ=