NG Dergi - Sayı 46
YAŞAM SANAT nin gerçekleşmesi sürecinde Dolmabahçe ile Kabataş arasına bir perde duvar çekildi. Bu duvarın üzerinde Hakan Kıran’ın öne- risiyle ve oğlum Evrim Erbil’in iş birliğiyle benim 30-40 resmim büyük boyutta, açık hava sergisinde insanlarla karşılaştı. Gü- zel ışıklandırdılar ve çok olumlu izlenimler aldım. Görenler beni aradılar, çok mutlu olduklarını söylediler. Zaten ben sanatla yaşamın iç içe olmasından yanayım. Sade- ce bir elit kesimle karşılaşan sanatın çok da büyük bir değer taşıdığına inanmıyorum. Sanat herkes içindir. Sanat paylaşımı çağ- rıştırır, gündeme getirir. Barışın, dostluğun ve sevginin bir sembolüdür. Bu nedenle bu Kabataş projesinde halkla eserlerimin kar- şılaşmasından, sanat felsefeme yakın oldu- ğu için de çok gurur duydum. Türkiye’de en çok sergi açan sanatçımızsınız, yurt dışında da gururumuzsunuz. Türk resim sanatı ve sanatçılarına olan ilgiyi değerlendirir misiniz? Türkiye’de eskiye göre büyük bir gelişme var. Batılı anlamda sanatla, 19. yüzyılda başlayan bir karşılaşma oluyor, ama bir takım engellerle karşılaşılıyor. Bu engeller- den biri, bir kültürün yeni bir kültürle kar- şılaştığında yaşanan sorunlardı. Hem Os- manlı döneminde hem de Cumhuriyet’in ilk döneminde Batı’ya giden sanatçılar büyük bir Batı hayranlığıyla döndüler. Bu hayranlık zaman zaman ölçüsünü kaçırsa da bugün, hem geleneğin mirasıyla hem de Anadolu Uygarlıkları’nın bıraktıkları değerler ve halk sanatlarıyla buluşmasıyla yeni eserlere ulaşılabileceği gerçeği ortaya çıktı. Ben de AnadoluUygarlıkları’na, Doğu kültürüne büyük bir hayranlık duyuyorum. Bu duygum eserlerime de yansıyor. Çağ- daş Türkiye’nin sanatla uğraşan gençleri, sanatseverleri bu iki kültürün çatışmasın- dan doğan çok daha dinamik, canlı ve ses getirecek eserlerle karşılaşacaklar. Ben bir bakıma bunun da sözcülüğünü yapıyorum. Eskinin tarihsel değeri olan kültürlerinin yeni baştan çağdaş yorumunu dile getiren bir kişi olarak, iki kültürün çatışmasından büyük bir enerji çıkacağına inanıyorum. Bir sanatçı hem yenilikleri takip edip hem kendi tarzını nasıl ortaya koymalı? Önce sanatın nereden gelip, nereye gittiği- ni çok iyi fark etmeli. Sadece kendi kültü- ründeki ve yaşadığı topraktaki sanatın de- ğil ya da evrensel, herkes tarafından bilinen sanatçıların değil, bugüne kadar insanlık tarihinin izlerini çok iyi bilmesi gerekiyor. Yeni bir iz keşfetmesi, sentez yapması ge- rekiyor. Daha sonra kendi kişiliğiyle bunu harmanlamalı. Eğer bir sanatçı iyi yetiş- mişse, dünya sanatını iyi biliyorsa, dünya kültürlerini tanıyorsa, insanlık tarihinin değerleri üzerine kafa yormuşsa ve bütün bunlardan sonra, öz eleştiri yaparak “Ne yapıyorum, ne yapacağım, ne yapmam ge- rekiyor?” gibi sorulara doğru cevaplar ve- riyorsa, tabii enerjisi ve gücü de yetiyorsa çok güzel şeyler yapabilir. “Sanatımı Anadolu’dan topluyorum” diyorsunuz. Anadolu size nasıl ilham veriyor? Bahsettiğim gibi çok özel bir coğrafya Anadolu, yani burada yaşamak çok özel bir durum. Anadolu her gün yeni kazılar- la, araştırmalarla insanlık tarihini daha eskilere götürecek bir kültüre sahip. Me- sela; Göbeklitepe’nin 12 bin yıla uzanan bir derinliği var ve pek çok ören yerinde 7 kültürün, 6 kültürün, 5 kültürün üst üste yapılandığını görüyoruz. Bu, dünyanın hiç- bir coğrafyasında rastlanan bir özellik de- ğildir. Anadolu böyle bir kültür derinliğine ve zenginliğine sahiptir. Önce bütün Türk sanatçılarının Anadolu kültürel değerlerini çok yakından tanımalarını, bu kültürlere sıcak bakmalarını, dokunmalarını isterim. Uşak’ta, Balıkesir’de, Kütahya’da halı atölyeleriniz var. Halının sizin için öneminden bahseder misiniz? Halı, Türkler’in insanlığa armağan etti- ği bir tekniktir, Orta Asya’dan gelmiştir. Anadolu kadar bu kültürün yaygın olduğu başka bir coğrafya yoktur. Ben baba tara- fından Uşaklı olduğum için halıya doğal bir sevgim var. Artık can çekişen bir sanat tek- niği olduğunu görerek bunun canlanması, eski değerlerinin müzelerde toplanması ve çağdaş sanatın bir tekniği olması için çaba gösteriyorum. Atölye kurarak, kendi eserlerimin halıya, kilime uygulanmasını görerek, Anadolu’nun her yerinden halı- ları toplayarak, yeni proje olarak da sınırlı sayıda sanat eseri halılar üreterek, halkın, aydınların, mimarların bu konuya eğilmesi gibi bir görev edindim. Halının bir önemi de sanatın halı, kilim yoluyla yaşamın içine girmesi. Sadece bu değil, ben sanatın deği- şik tekniklerini çok seviyorum. Maltepe’de serigrafi atölyem var. Gravür, vitray, sera- mik yapıyorum. Pleksiglas, cam gibi aklı- nıza gelebilecek herhangi bir malzemeyle yeni anlatım biçimleri bulmaya çalışıyo- rum. Her yeni malzemenin sanata bir ışık ve renk getireceğine inanıyorum. Teknik çeşitlendikçe sizin anlatım zenginliğiniz de ortaya çıkar. Gelecek projeleriniz hakkında bilgi alabilir miyiz? Gelecek bana sağlıklı yaşama şansı veri- yorsa ben de hızımı daha da arttırarak, hem yurt içi hem yurt dışı sergilerime devam edeceğim. Ve daha çok üreterek, artık beni geleceğe iz bırakacak şekilde tasavvur etti- ğimönemli bir takım resimleri yapma şansı getirmesini diliyorum gelecekten. Şimdiye kadar yapmayı düşünüp, yapamadığım re- simler var, bunları yapmayı planlıyorum. Halı, Türkler’in insanlığa armağan ettiği bir tekniktir, Orta Asya’dan gelmiştir. Anadolu kadar bu kültürün yaygın olduğu başka bir coğrafya yoktur.” 44 NG NİSAN-MAYIS-HAZİRAN 2018
Made with FlippingBook
RkJQdWJsaXNoZXIy NzI1MDQ=