NG Dergi - Sayı 46
YAŞAM TELEVİZYON ceğiz sonradan. Üşendiği için spor yap- mayan, işlerini erteleyen bu adamın iliş- kilerinde de duyduğu en büyük şikâyet bu çünkü: Hep evde oturması! Ankaralı Fatih’in ilginç bir başlangıç öy- küsü var. Hep yaver giden şansı o gün de devredeydi ve dişçiye giderken keşfedildi. Konservatuarın üçüncü sınıfındaydı; okulu bitirince aklına tiyatroyu, ABD’ye gidip dil öğrenmeyi koymuştu. Ama hayatın kendi planları vardır: O gün arkadaşı Engin Öz- türk, Serdar Akar’ı görmeye gidiyordu, o da dolgu yaptıracaktı, bir süre arkadaşına eşlik edip sonra dişçiye gitti. O günü şöy- le anlatıyor: “Yönetmen Serdar Akar bana baktı, ben de ona baktım. Sonra gittim. Dişçide ağzım açık, baktım Engin arıyor. ‘Serdar Hoca seni çağırıyor,’ dedi. Gittim konuştuk. Sonra ben İzmir’e, ablamın ya- nına gittim. Çok mutlu bir anımda beni arayıp ‘Ankara’da seçmelere gelebilir misi- niz?’ dediler, ‘Gelemem, tatildeyim,’ dedim; düşünsene.” Engin Öztürk’ün ısrarıyla o gece yola çık- mış ve ezberi de otobüste yapmış. Sabah 2.000 kişinin girdiği ‘Harun’ seçmelerine katılmış ve daha ilk oynayışında herkes donakalmış. “Niye öyle kaldılar anlama- dım önce. Seçmede adamın yüzüne kâğıt fırlattım falan; izlediğiniz Harun neyse onu oynadım orada.” Böylece okul devam eder- ken set macerası da başlamış. Telsize ağlayarak “Seviyorum merkez!” diye anons yapan, patavatsız, obur, samimi ve çok âşık Harun, dizi tarihinin en açık yü- rekli dizisinin de parlayan yıldızıydı. Yıllar- ca pek çok kişi ‘Behzat Ç’yi “Bakalım Ha- run bu kez ne yapacak?” diye izledi. Bu rolü daha önce hiç görmediğimiz birinin (Onun Fatih diye biri olduğuna kim inanırdı, o ga- yet de Harun’du.) oynaması, bizi role ısın- dırdı ve Fatih Artman’a sempati duymaya başladık. ‘Behzat Ç.’deki Harun karakterinden sonra arka arkaya birçok yapımda yer aldı. Hat- ta öyle ki bazılarını arada kaçırmışım; rö- portaj vesilesiyle bulup izleyebildim. Önce Burak Aksak’ın ‘Bana Masal Anlatma’ fil- mi geldi, sonra ‘Beş Kardeş’ dizisi, ‘Kırık Kalpler Bankası’, ‘Ekşi Elmalar’, ‘Haybe- den Gerçeküstü Aşk’ oyununun uyarla- ması ‘Tatlım Tatlım’, ‘Cingöz Recai’, ‘Aile Arasında’, ‘Mezarsız Ölüler’ oyunu, Adana Film Festivali’nde ‘En İyi Erkek Oyuncu’ ödülü kazandığı OnurÜnlü filmi ‘AşkınGö- ren Gözlere İhtiyacı Yok’ ve Durul-Taylan Biraderler’in yönettiği ‘Vatanım Sensin’. Arka arkaya hem Burak Aksak hem Onur Ünlü hem Yılmaz Erdoğan hem Gülse Bir- sel hem de Taylan Biraderler’in yapımında oynadı. Burak Aksak’ın ve Gülse Birsel’in ilk filmi olduğu, Yılmaz Erdoğan’ın uzun yıllar sonra film çektiği düşünülecek olur- sa epeyce bahtlı bir ilerleyiş oldu onunki. Üstelik daha 30 yaşında. Bir Ekşi Sözlük yazarının “BKM filmlerinde kadrolu.” eleş- tirisini hatırlattığımda beklenen bir yanıt veriyor: “Eleştiren arkadaşa soruyorum, hangisinde oynamasaydım?” Öyle dese de kendisi de bir süredir çok fazla etrafta olmaktan rahatsız. Bunun inandırıcılığını kaybettiren bir şey oldu- ğunu söylüyor. Aslında bunun müsebbibi, filmlerin vizyona giriş tarihleri olmuş. O her yıl iki filmde oynamış ama gösterimler arka arkaya gelmiş. Projeleri kabul etmesi- nin nedeni ise karakterlerin işlevsel olması. Bir projeyi, rolü neden oynadığı sorusuna cevap verebildiğinde kabul ediyor. Hangi rolü neden kabul ettiğini tek tek so- ruyorum, yanıtlıyor: “‘Ekşi Elmalar’daki Hatip, dünyanın en iyi insanıydı; oynarken hissettiğim şey oydu. Hatip kadar saf ola- bilmek bence çok şanslı bir duygu. Onu ya- şamak şizofrenik ama bir yandan da keyif- liydi. Unutamadığım, sevdiğim, özlediğim bir karakter; yemin ederim iki üç gün önce düşündüm.” Fatih Artman’ın hayat hikayesine tek- rar geri dönelim: Ankara’da, Gazi Mahallesi’nde doğup büyümüş. Tam da ‘Behzat Ç.’nin çekildiği yerlerde. Annesi ev hanımı, babası emekli, iki ablası var. “Her çocuk gibi bir çocuktum,” diyor. O az önce bahsettiği enerjisi, çocukluk yıllarında faz- laymış. Yıllar geçtikçe durağanlaştığı için üzülüyor: “Hareketliydim, yavaşlıyorum. Bu enerjinin çocuklukla ilgili olduğunu sanıyordum, öyle değilmiş. Gün geçtikçe daha ağır bir adam oluyorum ve bu duru- ma çok üzülüyorum. O enerjim hiç bitme- se, hep kalsa keşke içimde.” 14 yaşında babasını kaybetmiş. Sonra ev- deki erkek figürü o olmuş, hâlâ bazı ka- rarları almadan önce ona sorduklarını, yeğeninin velisi olduğunu anlatıyor. “14’ten sonra dünya benim için başka bir dünyaydı. Babamdan önce, babamdan sonra diye ayı- rabilirim. Bir de kritik bir yaşmış: Ailemin hakkını ödeyemem. 14 yaşındaki bir çocu- ğu çok güzel yönlendirmişler.” Babasıyla ilişkisini soruyorum. Kısık sesle “Çok güzeldi, çok güzel,” diyor. “Bana ba- bamdan Fenerbahçe miras kaldı. Babamla anılarımın yüzde ellisinde Fenerbahçe var.” Babasını kaybetmesi hayatını baştan aşağı değiştirmiş. Dişçide keşfedilmesi de öyle. Bir diğer dönüm noktası ise Ankara’dan İstanbul’a taşınmak olmuş. İlk anda ve SAÇ VE MAKYAJ ONUR MARANGOZ MODA EDITÖRÜ ASISTANI GAMZE ŞENGÜL 32 NG NİSAN-MAYIS-HAZİRAN 2018
Made with FlippingBook
RkJQdWJsaXNoZXIy NzI1MDQ=